Madem bu aralar -zaten zor geçen hayatın- turizm kısmı adına ayırdığımız zaman bir şeyler gerçekleştirmek için bütün kanallarını kapattı; öyleyse derinlerde kalan bir yerden Ahde Vefa kavramı neymiş ona bir göz atalım. Öyle demeyin; gün gelir senin de hayatından geçer, gün gelir herkese lazım olur.

Ahde Vefa Nereden Çıktı Şimdi?

Hayatımızı öylesine çok şeyi birbirine karıştırıp, işine geldiğinde de olduğu gibi ortaya atan kişilerin oluşturduğu topluluklarda sürdürüyoruz ki(!) aynı yerde nefes alıp verdiğimiz bu insanlar çoğu zaman; kendi pisliklerinden oluşan kırgınlıkları yaratan sebepleri “sanki” hiç o oluşturmamış da, bunlar tamamen başkasına aitmiş gibi başka bir frekanstan algılıyor hayatı.

Bir de buna “bilgisizlik” ve “cahillik” kavramlarının daha ötesinde yer alan “kötü niyetli cehalet” (-ki bu cehaletin zirvesidir. Tamamen “BEN”ci bir anlayış ve yanında da şeytani bir “EGO” içerir.) eklendiğinde, ona güleceğimiz yerde bize zarar verdiğini hissediyoruz.

Onun düştüğü zavallılık değil ilgimi çeken, cehaletinden aldığı cesaretin verdiği zarara isyanım.

Ahde Vefa Nedir, Bilir misiniz?

“Ahde Vefa” dendiğinde, bırakın uluslararası anlamını, islami değerlere bile uymayan bir mana üzerinde gezinenler, cehaletin zirvesinde çelik-çomak oynuyorlar adeta.

ahde vefa nedir

Ahde Vefa. Bunu söyleyen genelde neyi anlatmak için kullanır bu tabiri? Elbette “zamanında kendince büyük(!) iyilikler yaptığı, (kendine göre) inanılmayacak boyutta fedakarlık ve destekler verdiği (ki bu çoğunlukla maddiyat içerir!) kişilerin lütufkar tavrının, gelişen süre içerisinde yarattığı bir hayal kırıklığı”nı tarif ederken diye özetleyebiliriz. Peki gerçekten “Ahde Vefa” tabirini doğru mu kullanıyoruz? Kullanırken aldığı anlam bu mudur? Gelin biraz daha bakalım bu iki küçük kelimenin anlamına.

Latincede “Pacta Sunt Servanda” olarak bilinen hukuğun temel ilkelerinden olan “Ahde Vefa” Türk Dil Kurumunca şöyle tanımlanıyor; “Devletlerin, katıldıkları uluslararası antlaşmalara devletler hukukuna göre uyma zorunluluğunda olduklarını belirten kural.” Devletler hukukunda bu şekilde yer alsa bile her sözleşmede “sözleşmeye sebep olan” ana kuraldır aslında bu! Ya da daha kısaca “Bir hukuk çerçevesinde oluşturulan anlaşmalara katılan tarafların anlaşmaya uyma zorunlulukları” olarak basite indirgenebilir.

Etimolojik olarak bakarsak “Aht” arapça kökenli bir kelime (ehd-e wafa.) Söz verme, anlaşma, pakt anlamına geliyor. Bir başka deyişle de; sözleşmelerde tarafların üzerine düşenleri yapmakla ilgili verdiği söz anlamında kullanıyor.

Osmanlıca’da ise “Ahd” olarak geçiyor bu kelime. Yemin, söz verme ve and olarak anlamlandığını da biliyoruz.

Vefa” ise yine Türk Dil Kurumu sözlüğünde şöyle tanımlanıyor “Sevgiyi sürdürme, sevgi, dostluk bağlılığı”

“Ahde Vefa” kavramı da basitçe açıklamaya çalıştığım gibi tarafların arasında yapılan anlaşmaya, anlaşmanın şartlarına uymayı, anlaşmadan dolayı bir tarafı mağdur etmemek için edilen yemin, verilen söz ve anlaşmaya olan bağlılığı ifade ediyor anlayacağınız. Yani bir kesimin algılamaya çalıştığı gibi “-Söz verdiği yemin ettiği halde!!- Karşı tarafı mağdur edip, anlaşmanın şartlarında uymadığında bozulan ve şartlara uymadığında anlaşmayı bozan tarafa atılan b.k” değildir. Anlaşma şartlarını senin çıkarların için değiştirmenden doğan kısmı ifade eder.

Egosuna yenik düşenlerin kendisine yediremediği anlarda dillendirdiği bu terimi öylesine saçma maksatlarla kullanan var ki, yazının başında da belirttiğim gibi onları tarif ederken kullandığım “zavallılık” sözü gerçekten hafif kalıyor.

Böylesi İnsanlara “Etik Değerler” Demek!

Haydi uluslararası hukuk kuralları, etik değerler vesaire sana pek de hitap eden bir şey değil ve anlamıyor hatta anlayamıyorsun, gel o zaman bir de bunu yapıştırmaya çalıştığın manevi değerler üzerinden anlatayım sana.

Profesyonel Anlaşmalar Kulluk, Kölelik Olmaması İçin Yapılır

Neydi kullandığın tabir? “Ahde Vefa” (Burası çok önemli! Çünkü hem doğru yazmayı öğrenip hemde doğru okuyabilmelisin!) Eğer bu kelime o kullandığın ve beklentilerini karşılamasını beklediğin anlamda olsaydı “Abde Vefa” olurdu. Yani yine etimoloji ve Arapça olan kökeninden gidersek “Kul – Köle” anlamına gelen Abd kökeninden dolayı “Kulluğa Köleliğe Vefa” olmalıydı bu. Çünkü senin bu tabiri kullanırken yapılmasını istediğin şey de aslında tam olarak bu. “Kendine vefa” gösterilmesi isteğin ya da kibirin de diyebiliriz buna! Hatta öylesine fazlasını da istiyorsun ki neredeyse sana biat etsinler ve hatta şükür durumunda olsunlar. Ama unuttuğun bir şey var. Ya da egondan dolayı gözlerini kör eden bir durum. Nedir diye sorarsan “Sadakat tek taraflı olmaz. Tek taraflı olan kölelik, kulluk ilişkisidir.” diye anlayacağın şekilde anlatayım.

İşte bu maneviyata ve senin her yerde dilinden düşürmediğin dinimize de karşı bir duruştur. Sen konuyu uzattıkça ve direttikçe, islamiyetin ana kavramlarını red durumuna gelirsin ve hatta bu durum şirk’e kadar gider ki; bize de senin için “Allah seni ıslah etsin” demekten başka bir şey kalmaz. Ki kalmadı da..

Sen kendine kulluk edecek olanları arayıp durup, doğru kullanamadığın kelimelerle vakit geçireceğine bol tevbe, bol istiğfar halinde ol.

“Kul Hakkı” için elbet bir yerlerde karşılaşacağız zaten!

“Summe innekum yevmel kıyâmeti ınde rabbikum tahtasımûn(tahtasımûne).”

Zumer 31

“Sonra siz muhakkak kıyamet gününde Rabbinizin huzurunda birbirinizden davacı olacaksınız.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz